Finans Trend “OpRisk Türkiye 2012” konferansını haber yaptı

22 Kasım 2012, Perşembe

22.11.2012 16:54:16 ALPASLAN MENEVŞE finanstrend.com

Bu yazımda, risklerin yönetimi konusunda, Aralık ayı başında, Türkiye’de ilk olarak gerçekleştirilecek olan, uluslararası bir etkinliği ve içeriğini aktarmak istiyorum. Öncelikle, operasyonel risk teriminin, Basel Komitesinin tanımına göre; harici olaylar, sistemler, süreçler ve insanlardan kaynaklanan riskleri kapsadığını belirtmekle başlayalım…

Operasyonel hedefler, bir kurumun, üst düzeyinde belirlenen stratejik hedeflerine bağlı olarak tespit edilir ve yönetim düzeyinde taktik hedeflerle birlikte uygulamaya alınır. Konumuz olan bu operasyonel hedeflere ulaşırken, karşımıza çıkabilecek belirsizliklerin, hedeflerimiz üzerindeki etkisine “risk” diyoruz. Bu tanım, şu an geçerli olan uluslararası risk yönetim standardı olan ISO 31000’e göre yapılmış bir tanım ve Basel’in risk tanımından bazı farklılıklar içeriyor.

Basel, riski sadece negatif (kayıp) olarak ele alırken. ISO 31000 riski, imkanlar ve olası kayıplar olarak, posizitif ve negatif sonuçların birleşimi olarak kabul ediyor. Ayrıca ISO 31000, riskleri, bir kurumun hedeflerine bağımlı olarak tanımlarken, Basel’de herhangi bir stratejik hedef belirlenmiyor. Bu kavram farklılığı, konferansın temel tartışma konularından biri olacak gibi görünüyor.


Önceki yazılarımızda da sık sık bahsettiğimiz, Risk Yönetiminin ayrılmaz bir parçası olan Operasyonel Risklere ait, ölçüm ve yönetim metodlarının tartışılacağı OpRisk Türkiye 2012 Konferansı, 3-4 Aralık tarihlerinde Maslak – Shereton oteli konferans salonunda gerçekleştirilecek. Bu etkinliğin Türkiye’de ilk defa yapılması, aslında Türkiye’nin geldiği eşiği göstermesi nedeni ile de çok önemli.

Bulunduğumuz gelişmişlik eşiği, son dönemdeki pek çok uluslararası raporda da kendisini belli etmeye başlamıştı. Bu nedenle Türkiye’nin hangi ülkeler grubunda sınıflanması gerektiği, yakın zamanda daha çok konuşulacak gibi görünüyor. Son not arttırımından aylar önce, pekçok kez, yazılı ve sözlü olarak gündeme getirmeye çalıştığımız gibi, Türkiye kendini tanıdıkça gelişecek, geliştikçe kendini yenileme ihtiyacı hissedecek. Bundan sonra her alanda yeni atılımları ve yeni etkinlikleri Türkiye’de gözlemlemek mümkün olacak.


Ancak, bu değişim fırsatları dalgası, pekçok yeni ve henüz tanımlanmamış riskleri de içerisinde barındırıyor. Bununla birlikte, bu değişime öncülük yapabilecek liderlerin, kurumları ile birlikte başarıyı yakalayabileceği, aksi takdirde, kurumları çok ciddi sorunların bekleyeceği tüm dünyada kabul edilen bir gerçek.

Fırsatlardan yararlanırken, tehditlere karşı nasıl korunaklı hale gelebiliriz, kısacası sürdürebilirliği nasıl güvence altına alır ve hedeflerimize ulaşırız? Diğer bir deyişle, risklerimizi en iyi şekilde nasıl yönetiriz? Bundan sonra Türkiye’deki bir kurum içerisinde en çok sorulması gereken sorunun bu olduğu kanaatindeyim.

Bu soruya gerekli en temel cevabının ise, ISO 31000 den alınabileceğini düşünüyorum. TSE tarafından Türkçe sürümü de yayınlanan ISO 31000 Risk Yönetimi Standardı, kamu veya özel sektör ayrımı gözetmeksizin, her tür ve çeşit organizasyon, proje ve yönetim sisteminde yer alması gereken, kurumsal yönetim ihtiyacını karşılayabilecek ilke ve prensip tabanlı bir çerçeve…
ISO 31000’in risklerin yönetimi alanında getirdiği pek çok temel, yeni yaklaşım mevcut.

Öncelikle, “risk” tanımını geçmişte yapıldığı gibi sadece negatif sonuçlar olarak tanımlamıyor, tam tersi olarak, hem pozitif hem de negatif sonuçları birlikte, bütünlükçü bir yaklaşımla ele alıyor. Diğer tüm standartlardan farklı olmak üzere, prensip bazlı olarak hazırlanan bu çerçeve, karar mekanizmasının bir parçası olarak uygulandığında elde edilebilen bazı kazanımlar ise;

• Hedeflerin ve risklerin önceliklendirilmesi
• Kaynakların doğru dağıtımı
• Verimlilikten taviz vermeden, sürdürülebilirliğin güvence altına alınması
• Kurumun her kademesinde katma değer sağlanması
• Kurumun, hedeflerine ulaşabilmesi için kurum kültürünü öne çıkarması

Gibi faydalara ek olarak, iş sürekliliği, şeffaflık, açık iletişim gibi pek çok alanda kurumun itibarını ve performansını yükseltebilecek imkanları sunmaktadır.

Benim de Türkiye temsilcisi olduğum, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan, Global Institute for Risk Management Standard - G31000’in başkanı olan Alex Dali de konferansta SPK ve BDDK yetlilileri le birlikte açılış konuşmacısı olarak yer alacak.

Sunum konuları arasında, Türk Ticaret Kanunu’nun 378. Maddesinde yer alan ve özel bir denetime tabi olan, borsada işlem gören tüm kurumlarda kurulması istenen “Riskin Erken Teşhisi Komitesi” bulunması konferansı daha da ilgi çekici hale getiriyor. TTK, bu komitenin kurumun ulaşmak istediği hedeflerine yönelik risklerin yönetimini yapmasını ve bunu sürekli geliştirmesini bekliyor. SPK tarafından yayınlanan Kurumsal Yönetim tebliği ile de, kurulması zorunlu yönetim komiteleri arasında “Riskin Erken Teşhisi Komitesi” de bulunuyor.

Aslında, öncelikle finansal kurumlar için Basel I ile başlayan risklerin yönetimi süreci, günümüzde Basel III’e evrilmesine karşın, tek başına finansal kurumları ayakta tutmak için yeterli olamayacağı, son beş yılda yaşanan krizlerle tüm taraflarca anlaşılmış oldu. Bu nedenle tüm dünyada daha basit, anlaşılabilir ve uluslar arası uygulanabilirliği olan bir çerçeve ihtiyacı ortaya çıktı. Bu ihtiyacı gidermek için uluslararası tüm standart kuruluşları ISO 31000 üzerinde uzlaşmış görünüyorlar.

Yaşanan son gelişmelere bağlı olarak, kurumlarda sadece istatistiki ve sayısal yöntemlerle yetinilmeyip, risklerin yönetimini bütüncül bir bakış açısı ile ele alınması gerekecek. Özet olarak, fırsatlar ve tehditler birlikte ele alınarak kararlar verilecek, performans ölçümü de birlikte yapılacak. Bu sayede, gelecekte yaşanabilecek olan krizlerin en azından etkilerinin sınırlandırılması beklenirken, bundan sonra konunun gündemin üst sıralarında yer alacağını da ön görebiliriz.

Yukarıda özetini sunmaya çalıştığım konferans içeriği, aktarabildiklerimden çok daha fazlasını içeriyor. Risk’in, risk yöneticisinin ve riskleri yönetmenin yeniden tanımlandığı bu günlerde, akademik düzeyi yüksek böyle önemli bir etkinliği kaçırmamanızı öneririm.

Bundan sonra kurumların yapacağı tercih aslında; risklerin proaktif yönetimi mi, yoksa risklerin reaktif yönetim mi? sorularına verilecek cevap olacak…

Media

Platin Sponsor

Gümüş Sponsor

Destekleyen Kuruluşlar